Sessiz Ev Değerlendirmesi

Orhan Pamuk / Sessiz Ev / Sayfa: 304

Sessiz Ev

Sessiz Ev /Tanıtım Bülteninden)

Sessiz bir ev…

Ne hissederdiniz bir başınıza bir evde kalsaydınız? Üstelik yaşlı ve nerdeyse kimsesiz. İnsanın etrafı kalabalık olsa da yalnız hissedemez mi dersiniz. Hadi canım siz de, insan ordunun içindeyken bile yalnız olabiliyor. Kuru kalabalıktan ise asil bir yalnızlığı tercih ederim mi diyorsunuz yoksa? Tabii seçenekler geniş ama romanımızda bahsi geçen yalnızlık beni biraz hüzünlendiriyor. Bu kısma ayrı bir parantez açmak istedim. Eşi ölmüş doksan yaşında bir babaannenin -Fatma Babaanne- torunlarından medet umması ve aradığı küçücük ilgiyi bile bulamaması. Beni her zaman buruk düşüncelere itmiştir bu konular. Aslında fazla ayrıntılara girip okuma hevesinizi köreltmek istemiyorum ama olaylardan da bahsetmeden nasıl değerlendirebiliriz ki? Bana katıldığınız biliyorum ve yaşlı teyzemizi ziyaret için yola çıkıyorum. Daha doğrusu çıkıyoruz. Hadi bakalım, çalalım şu kapıyı artık.

Eşi İstanbul’dan sürgün yemiş ve Gebze’de bir kasabaya konak yaptırmış bir adamın eşi bizim teyzemiz oluyor. Yani torunlarını bekleyen ve umduğunu bulamayan babaannemiz. Babaannemizin bir cücesi var. Konağın tüm işleriyle ve yaşlı babaannemizin ihtiyaçlarıyla ilgilenen cüce. E canım bize ne cüceden demeyin. Bir bildiğimiz var ki anlatıyoruz arkadaş, hele bir sabır 😊 Tamam tamam sakinim haydi devam edelim😊 Her yaz olduğu gibi bizim babaannenin üç torunu yine konağa gelirler. Faruk, Nilgün ve Metin. Sessiz evi sessiz yapan işte bu üçü. Kadıncağız bir ilgi, iki çift sohbet beklerken yemek masasında dönen birkaç kelama tamah etmek durumunda kalıyor. Beni sinir eden bir yer de olsa sonuçta Nobel Edebiyat Ödülünü almış kalemin satırları değil mi? Saygı duymak düşer. Aslında romanda olaylar geçmiyor. Bir örgü söz konusu değil. Sanki gazetede tefrika edilmiş gibi bir edası var.

Sırası gelen olayı kendi penceresinden anlatıyor desem yerinde olur. Neyse biz biraz daha deşelim şu olayları da sonrasında hep birlikte toplarız. Cüceden bahsetmiştim hatırlarsınız. Cücenin yeğeni Hasan var bir de. Sanki her şey çok güzelmiş gibi bir de o çıkıyor başımıza. Hasan, evvelden beri Nilgün’e âşık ama bir türlü açılamıyor. Çocukluktan gelen bir şey daha doğrusu. Zaten çok seyrek uğradıkları için açılamaması da normal. Tam burada işler biraz karışıyor ve bir olay örgüsü edasıyla sizi çekiveriyor içerisine. Yazar, modernizmi esas alan bir yazar olduğu için öyle aman aman bir olay örgüsü beklenemez. Biz Nilgün ile Hasan’a dönelim. Bir militan olan Hasan, Nilgün’ün solcu bir üniversiteli tavrından hiç haz almamaktadır. Arkadaşları Nilgün’ün bu görüşünden ötürü Hasan ile alay dahi etmektedirler. Bir gün Nilgün’ açılır ve hiç istemeyeceği bir tavırla karşı karşıya gelir. Bunun üzerine Nilgün’ü döver ve kız beyin kanamasından ölür. Faruk köyün tarihini araştırmakla, Metin ise zengin olmakla kafayı bozmuş karakterlerdir. Her biri ayrı kafada anlayacağınız. Siyaset, bireysellik ve yalnızlık temleri harmanlanmış diyebilirim. Keyifli okumalar.

Bu Kitabı Satın Al



1 yorum

  1. Cevap ver

    Okuma listeme aldim tesekkurler

Sende Bir Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Required fields are marked *

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>