Çıkrıklar Durunca Değerlendirmesi

Sadri Ertem / Çıkrıklar Durunca / Sayfa: 192

Çıkrıklar Durunca

Çıkrıklar Durunca Değerlendirmesi (Tanıtım Bülteninden)

Sizi, size anlatacağım bir eserin kapısını aralayacağım şimdi. Nasıl ve ne açıdan peki? Halkın sorunlarına, geçime ve bir yerde kendimize ineceğiz işte. En nihayetinde biz de halkın bir parçasıyız öyle değil mi? Sadri Ertem’in eşsiz durulukta kaleminden sızan satırlar hepinizin yakinen tanıdığı hususlara ev sahipliği yapıyor. Kavga, geçim sıkıntısı, yerlilik vs. Aşina olduğumuz konular bunlar hem de fazlasıyla. Hele ki Türkiye’de yaşıyorsanız kaçınılmaz sorunlar. Lütfen bu cümlem farklı açılardan yorumlanmasın. Ne ise o tarzında bir cümledir. Aksini iddia edeni, seve seve oturup dinlemeye ve inanmaya hazırım zaten 😊 Neyse biz romanımızın penceresinden çok dışarı çıkmayalım şimdi. Yaşadığınız sıkıntıların körüklendiğini, elinizdekinin alındığını düşünsenize, neler doğurur bunlar. Çok bariz şekilde lanse ettiğim üzere eserde bir kaostan ama haklı bir kaostan bahsedilmekte. Biraz girelim içeriye, daha sonra yorumlamalarımızı ve üsluba dair görüşlerimizi belirtiriz olur mu?

Adaköy adında bir kasabada geçiyor olaylar, Kastamonu-Bolu arasında bir yerdeydi yanlış hatırlamıyorsam. Bütün mesele yabancı sermayenin ülkeye girmesi ve çok ucuza mal satılması sonucu işsiz kalan köylü. Bütün mesele derken sanki hafife almış gibi oldu demi. Alakası yok. Romanın bütününü ve realistliğini hat safhada koruyan, ele alınması çok doğru olan koca bir mesele aslında. Birazdan irdeleyeceğiz.

İngiliz tüccarlar falan geçiyor romanda ama dışarıdan gelen ürünler ve sanayiye geçiş bağlamında kullanılan karakterler bunlar. Çok önemi yok yani. Romanımızın başkahramanı Hasan. Diğerlerinden de bahsedecek olursak: Sıddıkzade denen illet. Hadi bir tahminde bulunalım. Bu Sıddıkzade nasıl bir tip olarak karşımıza çıkabilir sizce? Tam da tahmin ettiğiniz gibi. Köylüyü sömüren, köylünün elindeki malları ucuza alıp servetine servet katmaya çalışan bir ağa bozuntusundan başka bir şey değil. Hasan’ın sevdiği kız olan Hatçe’yi de önce darp edip sonra da ölümüne neden olan bu kahramanın ölümü de Hasan’ın elinden olacaktır haliyle. Olaylar en genel manada bu çerçeveden dönüyor. Bir özelliği daha var, o da Aleviliği romana dâhil etmesi. Ne alaka diyeceksiniz değil mi? Bir kısımda bunu da okuruyla paylaşma gereği duymuş diyelim. Ötesiyle ilgili çok bir fikrim olmamakla birlikte romanın konusundan sapan bir detay aslında.

Kabaca toparlayacak olursam, fabrikalar ve yabancı sanayi köylünün aç kalmasına sebep oluyor ve bunun neticesinde köylü de savaş açıyor. İşin sonuna doğru olaylar rayından çıkıyor ve devlet ile halk karşı karşıya geliyor. Haliyle devlet kazanıyor ve çıkrıklar kapatılıyor. Çıkrıklar durunca da köylü açmış olduğu geçim savaşını kaybetmiş oluyor. Halkı, halka anlatmak derdinde olduğu için yazarımız hayli sade ve pürüzsüz bir dil takınmış. Zorlanmadan, yabancı kelimelerin etkisinden hiç bahsetmeyeceğimiz bir eser. Gönül rahatlığıyla okuyup halkın yani kendinizin sorunlarına çare olmayı düşünebileceğiniz bir eser. Okumanızı gönülden tavsiye ederim:)

Bu Kitabı Satın Al



Sende Bir Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Required fields are marked *

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>