Şeker Portakalı Kitap İncelemesi

Kitabın içeriği hakkında söylemlerde bulunmadan önce, hissettirdiği derin duyguların ve küçük bir çocuğa olan saf koruma içgüdüsünün etkisiyle ufaktan sarsılacağımızın sinyalini vermek isterim. Romanı okurker adeta sayfaların arasında savrulup, satırların köşelerinde kendinizi bulmaya çalışıyorsunuz ve inanın bir sayfanın küçük de olsa bir satırında kendinize yer açıyorsunuz. Bahsettiğim durum hayat hikayelerinden kesitler değil aslında. Azınlık bir kesimi dışarda tutarak söyleyebilirim ki çocukluğunda ucundan kıyısından da olsa yaşamış olabileceğiniz hem acı hem tatlı anları içinde barındıran bir kitap demek yerinde olur. Kitabın sayfalarına şimdi hep birlikte usulca göz gezdirelim. İsmi gibi tatlı bir kitap aslında ama bu hangi pencereden baktığınıza göre değişir tabii. Çünkü içerisindeki hikaye biraz üzüyor.

Bazı yerlerde tatlı bir tebessüm ettirmesiyle birlikte, bazı bölümlerde ağlamamak için kendinizi zor tutacaksınız. Böyle söylüyorum ama elbette öznel bir yargı değil mi? :)Sonrasında aman aman ağlamadımlar, abartılmışlar olmasın. Evet salya sümük olmayacaksınız ama kalbinizde ufacık da olsa bir pamukluk varsa o gözlerin kenarları buğulanır diyelim ve orta yolu bulmuş olalım 🙂 şöyle ki olaylar çok fakir bir ailenin yaramaz, afacan, bir o kadar da zeki olan Zeze adında 5-6 yaşlarındaki başkahramanımızın başından geçiyor. Brezilya’da küçük bir kasabada yaşayan fakir bir ailenin çocuğu olan Zeze yeri geliyor ağlatıyor yeri geliyor güldürüyor desem yerinde olur. Onun öyküsü hüzünlü, aslına bakarsanız baya hüzünlü.

Yeni taşındıkları evin bahçesinde sahiplendiği bir şeker portakalını kendine arkadaş seçen Zeze başından geçenleri, hissettiklerini, yaşadığı hayal kırıklıklarını bir bir anlatıyor ağaca, affedersiniz Şeker Portakalı’na. Daha doğrusu bizlere. Zaten eşyalara, hayvanlara farklı anlamlar yükleyerek onlarla konuşan özel bir çocuk o. Okumaya başladığınızda gözünüzde canlanacak sahnelerden olacak ki Zeze kalabalık bir ailenin sondan iki numaralı çocuğu. Aile kalabalık, baba işsiz, anne sabahtan akşama kadar bir fabrikada çalışan ama yine de eve yeteri kadar maddi desteği sağlayamayan fedakar bir anne. Yani zor bir hayat, koca bir yük ve küçük bir ZeZe. Bizim küçük afacan, kendi küçük ama marifeti hayli büyük dediklerimizden.

Daha çok kendinden yaşça büyük insanlarla dostluk kurmayı seven, herkesle anlaşır bir yapısı olan saf ve temiz, şakalarıyla komşularını korkutup sonra bir güzel dayak yiyen haylazın teki ama çok sevimli. Zeze’nin yediği dayakları artık belli bir yerden sonra siz de hissetmeye başlıyorsunuz. Bana göre gözlerinizi buğulandıracak birkaç yerden biri yılbaşı akşamı ZeZe’nin boyundan büyük ayakkabı kutusuyla koşup da Noel için dağıtılan oyuncaklardan nasibini alamaması olacak. Bir diğeri ise gerek sosyal medyada gerekse çevrenizde cümle içerisinde kendine koca bir yer edinen Portuga ve onun ölümü diyebilirim. Asıl adı Manuel Valadares olan karakter, Portekizli olması sebebiyle Portuga olarak anılmaktadır.

Zeze’nin en yakın arkadaşı olur kendileri. Şöyle bir toparlayacak olursam fakir ve zeki bir çocuğun bir ağacı sahiplenmesi ve başından geçenleri ona anlatması şeklinde sirayet eden ve en yakın arkadaşı olan Portuga’nın da ölümüyle yataklara düşen Zeze’mizin hazin hikayesi bizlere geçirilmek isteniyor. Gayet başarılı bulduğum kitaplar arasında en üst yerlere sahip diyebilirim. Ama sizlerden ricam Şeker Portakalı’nı kendinizi dahi duymayacağınız bir ortamda, satırların arasında kaybolurcasına okumanız. Bir tren camına vuran yağmur hüznü hissettireceğinden eminim. Keyifli yolculuklar 🙂

Bu Kitabı Satın Al



Sende Bir Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Required fields are marked *

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>