Puslu Kıtalar Atlası Değerlendirmesi

İhsan Oktay Anar / Puslu Kıtalar Atlası / Sayfa: 238

Puslu Kıtalar Atlası Değerlendirmesi

İhsan Oktay Anar ’ın ilk romanı olan Puslu Kıtalar Atlası, onu haklı bir şöhret getirmiştir. Sürükleyicilik ve heyecan arayan okurların mutlaka okuması gereken bir kitap bence. Metafizik ile iç içe geçmiş olaylar hemen hemen her okuyanı sorguya düşürecektir diyebilirim. Felsefik ögeler üzerine kurulmuş bir roman yorumunu yapabilirim ama bu, kitaba bakış açınızı salt felsefe olarak sabitlemesin çünkü gerçekten öyle değil. Kitabı okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Bana göre müthiş bir kurguya sahip eserle baş başayız. İçinde küçük metafizikler, büyük maceralar ve yoğun heyecan yakalayacağınız bir eser evet. Modern bir roman olduğunu da eklemek isterim. Bu kadar övdük biraz da içine girelim dilerseniz 😊

Şöyle ki her şey kitapla başlıyor. Hani derler ya bir kitap okudum hayatım değişti gibisinden. Bizim kitabımızın da ana ögesi bir kitap. Romanımızın başkahramanlarından biri olan Uzun İhsan Efendi’nin dayısı bir korsan ve elinde dilini çözemediği ve tercüme ettirmek istediği bir kitap vardır. Korsanımızın bir de hasmı var ve onu yakaladığında tek bir şartla affedeceğini söyler. İşte tam da burada olaylar akmaya başlar.

Kitabı tercüme edilir ve korsanımız Arap İhsan Efendi’ye teslim edilmesi için yeğeni Uzun İhsan Efendi’ye verilir. Tabi başa ne gelirde meraktan gelir değil mi? Aslında heyecandan kastım bu diyebilirim. Yani bende hayli merak uyandırdı bu kitap, tercüme olayı bile. Neyse biraz daha anlatayım sonra birlikte karar verelim heyecanına, sürükleyiciliğine. Uzun İhsan Efendi kitabı okumaya başlıyor ve sonrasında astral seyahate çıkıyor. Yani ruhu bedeninden ayrılarak çeşitli yerlere gidip olayların içine giriyor. Uyandığındaysa gördüğü ve gezdiği her şeyi not etmeye başlıyor. Artık şüpheler ve sorgulamalar silsilesi geliyor.

İçtiği bir şurup da buna yardımcı oluyor elbette. Gördüğü düşlerle artık gerçek ile düşü ayırt edemez hale geliyor. Bu durumu fark eden oğlu Bünyamin babasının şurubunu içip ve sırrını çözmüştür. Uzun İhsan Efendi de oğluna engel olmaz ve tam aksine onu destekler, kitabı okuyup maceralara atılmasını sağlar. Babasının da müsaadesiyle Puslu Kıtalar Atlası’nı okumaya başlayan Bünyamin, Osmanlı dönemine seyahat ederek orduda lağımcı olur.

Bölmek istiyorum kusuruma bakmayın 😊 Ne için heyecanlı ve sürükleyici dediğimi az da olsa anlamışsınızdır şimdi. Bilmiyorum sizi ne kadar etkiler ama ben burada bahsederken bile tekrardan okuyorum hissine kapıldım. Yazarımızın kurgusuna, kalemine sağlık diyelim ve artık yavaştan sonuca doğru yol alalım. En son Bünyamin’de kalmıştık sanırım. Bünyamin, bir saldırı sonucunda yüzünün derisinin soyulmasıyla tanınamaz hale geliyor ve ona verilen belalı bir parayla başı belaya giriyor. O parayı almak için de babasının gözleri oyuluyor, kulakları kesiliyor. Bünyamin de zorlu yollardan aşarak babasını kurtarıyor. Sonra ne mi oluyor? Bütün bu olayların Uzun İhsan Efendi’nin bir düşü olduğu ortaya çıkıyor. Beni etkiledi. Siz ne yaparsınız bilmiyorum ama bu maceraya atılmanızı gerçekten tavsiye ederim. Şimdiden bol kalp çarpıntıları 🙂

Bu Kitabı Satın Al



Sende Bir Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Required fields are marked *

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>